07 12 / 2013

Gün 16: Darwin - Litchfield NP (175 km)

23 Eylül 2013

Darwin’den sonra Litchfield Milli Parkina geliyoruz. Burasi icin kücük Kakadu deseler de bence alakasi yok. Litchfield dogal bir eglence parki gibi, flip flop turistlerin takildigi bir yer yani. Ciddi ciddi trekking botlarinizi giymenize gerek yok. Hic Kakadu gibi degil ama yine de güzel. Darwin’den günübirlik gezi icin gelen bir cok turist var.

Litchfield’e en enteresan sey manyetik termit moundslar. Bu hayvanlar bi cesit karinca ama körler. Evlerini, bir yüzü kuzeye bir yüzü güneye bakacak sekilde yapiyorlar ki iceride günesten korunakli guzel bir sicaklik olsun. Arastirmacilar kör hayvanlarin bunu nasil algiladigini ögrenmek icin deney yapmislar ve bir teorem bu hayvanlarin manyetik algilarinin oldugu yönündeymis. Deneyde miknatis ve toprak kullanilmis ve kuleyi miknatisin üzerine yapmislar. O yüzden isimleri manyetik karinca olmus. Daha detayli ve cümle düsüklügü olmayan bilgi acin; bakiniz asagidaki 3 foto :)

image

Karincalarin yaptigi bu tepeler ortamda yasayan baska calilar icin de barinak görevi görüyor. 

image

image

Minik kafalar arasindan fotograf cekmek :)

image

Bu araziye dalamiyorsunuz, bir platform var ancak oradan gözlemleyebiliyorsunuz. Bosuna flip flop demedik :)

image

image

Katedral tepeler

image

Florans Selaleleri

image

Buley Rockhole

image

image

image

image

image

Tolmer Selaleleri

image

Aksam Litchfield Milli Parki’nda kamp yapacagimiz alana geliyoruz. Kampa yakin olan Wangi Falls’a sandalyelerimizi de yanimiza alip “plaj” keyfi yapmaya gidiyoruz. selalae ve havuzun kenarinda yayilabileceginiz bir alan var. Bu alanda sizin gibi her türlü canli da yayiliyor :)

Goanna

image

image

Wangi Selalesi ve Havuzu

image

image

Evet fotodaki kafa benim :)

image

image

Flying Fox (Türkce’de ne deniyor bu hayvanlara bilmiyorum bi cesit yarasa iste). Havuzun cevresinde bir yürüyüs yolu var. Yine platform ve terlikle yürünebilir. Burada yürürken kafanizi kaldirip agaclara bakin. Flying Foxlari uyurken görecekseniz. Aksam üzeri günes batinca, siz aksam yemeginizi yerken sürüler halinde ciglik atarak gökyüzünde ucarken görüyorsnuz kendilerini.

image

image

image

Yürüme yolu

image

Aksam üzeri günübirlik turistler de gidince park daha bi güzellesiyor.

image

Efenim bunlar oralarin örümcekleri. Disileri cinsel birlesme sonrasi erkegi yiyor! Seninle isim bitti danacim hadi tiiieeee diyolar yane

image

image

Son kez kimse yokken bi daha gireyim havuza

image

Günü domuzlar kapatiyor. Herkes gidiyor, onlar geliyor

image

Gün 17: Litchfield  NP - Mataranka (436 km) 

24 Eylül 2013

Ertesi gün yolumuz uzun ve yolda pek de görülecek bir sey yok aslinda. Mataranka’ya yakinlarinda ögleden sonra Bitter Springs’e ugruyoruz. Buranin adi suyunun koyu yesil renginden ve aci tadindan geliyor.

image

Evet oradaki kücük kafa benim

image

Gün 18: Mataranka - Marble Devils (674 km)

Ertesi sabah erkenden yola cikiyoruz, malum yolumuz uzun. Bölgedeki en eski yerlesim yerlerinden biri olan Daly Waters’a sadece ugruyoruz. Burada 1878 de kurulmus ve hala acik olan bari ziyaret edebilirsiniz. Bizim buraya vardigimiz saat sacma sapan, kahvaltidan sonra ögle yemeginden önce bi saat oldugundan ne karnimiz ac ne de bira icebiliriz. Ole olunca sadece disaridan fotograf cekmekle yetiniyoruz ama bar hala ayakta hala müsterisi var. Burasi Ingilizlerin Kuzey Bölgesi’ndeki ilk yerlesim yerlerinden biri. Ilk yaptiklari da heralde bu bar oldu :)

image

image

image

Uzun bir yolculuktan sonra Marble Devils’e variyoruz. Burasi Aboriginallar icin kutsal bir bölge. Peki bu kayalar Aboriginallara göre nasil olusmus. Yakin bir tepeden gelen ve bölgeden gecen Seytan, kendisine sactan bir serit kemer yapar. Seritleri yapmak icin dödürdügü saclar, sac tutamlarini yere düsürür. Bu tutamlar kirik, kopuk kaya parcalarina dönüsür. 

image

image

image

Excuse me, rocks!

image

image

image

image

Otutup gölgede kitap okuyalim istedik ne mümkün. Bati ve kuzey bölgesinin kara sinekleri resmen üzerinize yapisiyor. Ben hayatimda böle bi’si görmedim. Hati sakin durursam belki gelme diyorsunuz, 5 tanesi yüzünüze yapiyisor, 3 tanesi gözünüze girmeye calisirken 2 tanesi agzinizi zorluyor. Obi gözünp kasirken bi tanesini öldürdü yani kacmak gibi bi dertleri de yok. Sicaktan sinekler bile kafayi yemis valle. Not: Bati ve Kuzey Avustralya turu icin yüzünüzü sineklerden koruyacak tüllü sapka kesinlkle yaniniza alacaginiz seylerden biri olmali. Yoksa bu sinekler ciddi kafayi yedirtiyor adama.

image

Günes batinca kara sinekler gidiyor, sulu bölgelerde yerlerini hemen sivri sineler devraliyor :)

Ama arabamiz nasi tatli de mi?

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

Eeeee ?!?! hmm

image

Dünyanin ilk Pacman’i. Günes +2 puan

image

Buralarin güvercini

image

image

Gün 19_ Marble devils - Alice Springs (398 km) 

26 Eylül 2013

Ertesi sabah kamp alanina Dingo geliyor. Vahsi olmasi gereken Dingolar yani vahsi köpekler ne yazik ki insanlara alismislar yine de yaklasmamak gerekiyor. Beslemek de yasak.

image

image

image

Alice Springs’e dogru yola cikiyoruz.

image

Bu günde sadece araba kullaniyoruz ve ögleden sonra Alice Springs’e variyoruz. alisveris yapip önümüzdeki günleri planlamamiz lazim. Turist Ofisini ziyaret edip brosür falan toplamamiz gerekiyor. Cok isimiz var coook.

Gün 20: Alice Springs - Ayers Rock (Uluru) (435 km)

27 Eylül 2013

Efenim Avustralya’ya gelip Ayers Rock’i görmeden gitmek olmaz dedik biz :) Iyi ki de demisiz, Aboriginallari ve kültürlerini daha yakindan tanimak icin iyi bir yer. Ayers Rock cölün ortasinda duran yalniz bir kaya oldugundan, cölün ortasina resmen turistik bir resort kurulmus. Icinde süper lüks otel tesisinden kamp alanina kadar her türlü konaklama olanagi mevcut. Ancak baska herhangi bir kamp alani olmadigindan gayet pahali bir kamp alani. Otelin de bayagi pahali oldugunu ögrendik ve saskinlikla dolu oldugunu da gördük. neyse zenginin parasi fakirin cenesini yordu yine biz tipis tipis kampimiza ögleden sonra yerlesiyoruz. Ayers Rock parkina giris icin alacaginiz bilet 2 gün gecerli oldugundan hemen parka gidip kültür merkezini geziyoruz, parki nasil gezebilecegimiz, saat kacta nerde olmamiz gerektigine dair bilgi aliyoruz. Günes batisi ve dogusu burada cok onemli cünkü.

Efenim Ayers Rock Aboriginallar icin yine kutsal bir kaya. Uzerine tirmanilmasini istemiyorlar ama yasak degil. Bize saygi duyun ve lütfen tirmanmayin diyorlar ve yine de tirmanan insanlar görüsyorsunuz ne yazik ki. Biz tirmanmadik. 

Aboriginal hikayelerine göre bu kaya söle olusmus; 

Dünya ilk olustugunda üzerinde hicbirsey yoktu, daglar, denizler, kayalar, agaclar hicbirsey. Daha sonra olusum dönemi basladi, ve Aboriginallarin atalari bu bölgede seyahat etti. 

Minyma Kuniya, kendisi bir woma pitonu kadini, dogudan Erldunda yakinlarindan geldi. Icinde kötü bir his belirdi, bir seylerin yanlis gittigini biliyordu. Bu durumda Uluru’ya gitmesi gerekiyordu. 

Bu arada Kuniya (yilan kadin) inma’yi yaratti. Inma bir cesit seramoni, yilan kadin bunu kendi gücü icin kullaniyor. Yumurtalarini boynunda tasidigi bir halka ile Uluru’ya tasidi ve Kuniya Piti’ye birakti.

Bu arada, Kuniya’nin yegeni Uluru’nun diger tarafina geldi. Kata Tjuta’nin disindan gelen ve zehirli bir erkek yilan olan Liru tarafindan takip ediliyordu. Kuniya’nin yegeni yasadigi bölgedeki bir kurali ihlal etmisti ve bölge halki onu sürgüne cezalandirmak icin göndermisti.

Liru (zehirli erkek yilan), Kuniya’nin yegenine mizraklarini firlatti. Bir mizrak yegenin bacagina, diger bircoklari ise kayanin yanina saplandi. 

Baska bir Liru savascisi, yarali pitona (Kuniya’nin yegeni) bakmak icin görevlendirildi ama savasci görevini yerine getirmedi ve yarali adami (Kuniya’nin yegeni) tek basina birakti.

Minyma Kuniya, yegeninin yaralandigini ve gerektigi gibi bakilmadigini ögrendi. Asagida fotografini göreceginiz, Mutitjulu Waterhole’a kostu ve Wati Liru’yu (yegenine bakmasi gereken savasci) tepede gördü. Yegeni hakkinda konusmak icin onu cagirdi ama adam sadece ona güldü.

Minyma Kuniya, kazma sopasini tam önündeki topraga sapladi. Insan sekline bürünüp, diz cöküp vücudunu kumla kapladi, sarki söyleyerek ve kendini topraga bulayarak vücudunu güclendirdi. Wati Liru ile karsilasmasinda kendisine yardim etmesi icin tekrar inma yaratti.

Kuniya, Liru’ya dogru sarki söyleyerek ve dans ederek (Akuta) yürümeye basladi. Bu dans, kadinlarin savasa hazir oldugunu gösteren bir dans. 

Kuniya, Liru’yu wanasi ile tek atista kafasindan vurdu. Liru düstü ama yeniden ayaga kalkti. Kuniya, 2.vurusunda Liru’yu öldürdü.

Kuniya, daha sonra yarali yegenini buldu. Onu da kuma buladi ve Mutitjulu Waterhol’e tasidi. Tekrar bir inma yaratti ve kedisi ve yegeninin ruhunu birlestirdi. Ikisi beraber Wanampi’yi (gökkusagi yilani, iri bir yilan) olusturdular. Bu yilan hala bu waterhole’de yasiyor.

Bu hikaye Aboriginallara, yaptigimiz her kötülügün karsiligini alacagimizi ögretiyor. Cezalandirici, yarali yegene kendisine bakabilecek duruma gelecek kadar bakmaliydi. Ayrica, kadinlarin cocuklarini korumak icin herseyi yapacagini da anlatiyor. 

Peki bu hikayeyi bu kayadan nasil okuyoruz. 

image

Asagidaki fotoda sag taraftaki kayada gözüken damar seklinde iz, piton yilani olan Minyma Kuniya. Yegeninin yaralandigini ögrendiginde savasciyi bulmak icin waterhole’a gidiyor. Sol tarafta ise yapilan kavganin izlerini görebilirsiniz.

image

Mutitjulu Waterhole. Wanampi’nin yasadigi su birikintisi.

image

Yani atalari hala burada bu su birikintisinde yasadigi icin Aboriginallar bu kayaya tirmanmanizi istemiyor.

image

image

image

Günesin batisini kaya ile izlemek icin cabucak kendimize bir yer buluyoruz. Zira turistler burayi hemen dolduruveriyor. Tavsiyem, masanizi sandalyenizi getirin, bir de biranizi acin, kayanin kirmiziligina karsi söle keyifle icin. Biz yaptik, pek güzel oldu :)

image

image

image

Aksam oldukca gölgeler büyüyor, kaya daha bir kirmizi oluyor.

image

image

Ay benim canim yamuk kafalim ya

image

image

Sinekleeeeer

image

image

Artik aksam oldu. Parkin kapanma saati oldugu icin, konvoy halinda tüm turistler tek konaklama yeri olan kamp alanina gidiyoruz.

Gün 21: Olgas - King Canyon (417 km)

28 Eylül 2013

Ertesi sabah Olgas’da günesin dogusunu seyretmek icin daha sabah olmadan kalkiyoruz. Olgas’a gitmeden önce bir Ayers Rock’in da fotosunu cekiyoruz.

Bu arada turistlerin arasinda yine yer kapma yarisi var :) hazirlikli olun yani :)

image

image

image

Sabah günesinde Olgas. Burasi ile ilgili de bir cok hikaye var. Bunlardan biri, bu kayalarin Wanampi’nin (yegen ve Kuniya’nin ruhlarinin birlesimi olan yilan) yumurtalari oldugu yönünde.

image

image

Arabada kahvaltimizi yaptiktan sonra, sabah serinliginde Olgas’in etrafinda yürüyoruz.

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

Ogleye yakin artik Kings Canyon’a gitmek icin yola cikiyoruz. malum yolumuz uzun.

Gün 22: Alice Springs’e dönüs (332 km)

29 Eylül 2013

Sabah yine cok erken kalkiyoruz ki sabah serinliginde kanyonu gezelim. Zaten 11’den once bu yürüyüsü sonlandirmaniz tavsiye ediliyor. Kanyon gayet etkileyici, kelimelerle kirletmicem

Baslangicta yaklasik yarim saatte cikilabilen bir dik tepeden sonra kanyonun üzerinde yürümek gayet kolay ve zevkli.

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

Cantamizin da gölgesi cikmis :)

image

image

image

image

Kanyonun asagisindaki gorge

image

image

image

image

image

image

Ogle yemegimizi yedikten sonra Alice Sprins’e dogru yola cikiyoruz. Kiralama sirketine tatli kizimiz arabamizi teslim ediyoruz ve hostele geri dönüyoruz.

Ertesi gün Melbourne’e ucagimiz var.

Avustralya’ya seyahat planliyorsaniz bati, kuzey, orta Avustralya’yi sakin pas gecmeyin derim. Tavsiye almak icin konusacaginiz Avustralyalilarin %90’ini doguya gitmenizi tavsiye edecektir. Kendilerine sorun hic batiya gitmisler mi diye. Bu Avustralyalilarin hic biri bati ve orta Avustralya’yi görmemis insanlar olacaklar :) Sahsi fikrim, bati ve orta Avustralya’da daha cok eglendim ve ogrendim. Dogu Avustralya da güzeldi tabii ki, ama sörf, plaj, parti, baska pek bir sey yoktu. Ha dalis yapiyorsaniz ve balinalari görmeye de giderseniz dogu da kesinlikle harika. Ama, demek istedigim bati ve orta Avustralya daha bi aksin daha bi enteresan gibi. Tabii bütün bunlar secim yapmaniz gerekiyorsa düsünülmesi gerekenler. Yapabiliyorsaniz heryeri gezin en iyisi olur. Yaslanmadan, hala kaya falan tirmanabiliyorken bati ve orta Avustralya’yi görmekte fayda var derim. Doguyu 60 yasinda emekli olunca da gezersiniz tabii bu durumda sörf, plaj, kizlar size ne ifade eder bilemiyorum :)))

16 11 / 2013

Gün 10: Lake argyle - Nitmiluk NP (Katherine Gorge) (536 km)

Ertesi sabah baraji disaridan ziyaret ediyoruz, cok sükür bu baraja turistik gezi düzenlenmiyormus. Obi baraja sadece disaridan bakmak zorunda heheh ben de baska bir baraj ziyaretinden böyle yirtiyorum ama tabii ki yaklasik 1 saatlik hidro elektrik üretimi dersimi aliyorum Bu barajda da su nerden geliyo, nereye gidiyor, nerden cikiyor hepsini ögreniyorum. Sahsi fikrim bir kac yila hidro elektrik santralerinde calismaya baslayabilirim

Bu baraj gölünde timsalarin yasadigi söyleniyor, biz görmedik.

image

image

image

Obi hemen, “gördün mü, barajlar sadece cevreye zarra vermiyor böle yeni olusumlara da yardim ediyor” seklinde beni meslegine karsi ikna etmeye calissa da, teknolojinin her sekil cevreye zarar verdigi kanaatindeyim. Ha onsuz da yasayamiyoruz o da ayri :(

image

image

image

Artik Bati Avustralya’dan ayrilip, Kuzey Avustralya bölgesi sinirlari icine giriyoruz.

image

536 km araba kullandiktan sonra aksam üzeri Katherine’e variyoruz. Nitmiluk Milli Parkinda kamp yapiyoruz. Burada heryer wollaby dolu, bazilarinin karninda bebekleri de var.

Karindaki minik eki görüyor musunuz?

Erkek masallah !!!

Gün 11: Nitmiluk NP (Katherine Gorge) - Gunlom (Kakadu Gorge) (536 km)

Buradaki yürüyüs yollari genelde uzun. Katherine nehrinde botla gezi yapip, buradaki 2 ya da 3 gorge’a da gidebilirsiniz. Bizim gitmek istedigimiz gorge’un selalesi sezon sebebi ile kurudugu icin herhangi bir bot gezisi yapmiyoruz.

En kisa yürüyüsu secip nehire tepeden bir bakiyoruz.

Daha sonra Katherine sehir merkezine dönüp alisveris yapiyoruz. Alisveristen sonra Edith Falls’a gidiyouz. Ilk once asagi havuzda serinliyoruz :) Kocaman br dogal havuz, icindeki baliklar suda hareketsiz kalirsaniz sizi yemek sanip issiriyorlar :) Hareket ederseniz sorun yok :)

Sonra yukari havuza gidiyoruz. Hava cok sicak oldugu icin yukari havuz cok daha tenha ve tabii ki daha güzel :)

Artik Kakadu Milli Parkina dogru yola cikiyoruz. Kakadu’ya giriste 25$ lik giris bileti almaniz gerekiyor. Bu bilet kisi basi, ARAC BASI degil ve üzerinde isminiz yaziyor ve hep yaninizda tasimaniz lazim. Ogleden sonra milli parktaki Gunlom kamp yerine geliyoruz. Hava cooook sicak, ama Obi tabii ki durmuyor ve kamp alanindan Gunlom havuzuna tirmaniyoruz. Yaklasik 15 dk biraz dikce bir tirmanis oluyor. Burada da hem asagi hem yukari havuz var, asagi havuzda su cok berrak degil ayrica timsah uyarisi var, havuza kendi sorumlulugunuz ile giriyorsunuz. havuza girenler var, ama biz girmiyoruz.

Her zamanki gibi yukari havuz o kadar güzel ki, ucunda sanki hicbirsey yok ve önünüzde nefis bir manzara var.

Yukari havuzdan asagi havuz :)

Bize eslik eden arkadasimiz

Obi’yi fotograf cekmekten alamiyorum 

Kamp alanina dönerken

Kamp alanimiz

Gün 12: Gunlom (Kakadu NP) - Garnamarr (Kakadu NP) (210 km)

Farkettim ki tarih girmeyi unutmusum :) 12.günümüzde, Kakadu Milli Parkindayiz. Tarih 19 Eylül 2013.

Ertesi sabah Yellow Water’a gidiyoruz, bir gece önce yagan yagmur nedeli ile yollar aksiyon dolu :) Bu meysimde böyle yagmur yagmasi normal degil. Ancak bu sene yaz buraya da cok gec gelmis.

Yellow Water’da yine bot gezisi yapabilirsiniz, bu bölgeye yerliler wet land (islak bölge) diyorlar. Yagmur sezonunda sel oluyor, kuru sezonda ise yerliler icin susuzluk yüzünden alanda toplanan kuslar sebebi ile iyi bir yemek kaynagi. Yürüme yolunun bir kismi kapali oldugu icin biz pek bir sey anlamiyoruz buradan.

Bukbuluk Lookout

Yellow Water

Yellow Water yakinlarinda Cooinda adinda bir tesis var. Burada kalabilir, havuza girebilir ya da yemek yiyebilirsiniz. Tur sirketleri burada konakliyor. kakadu’nun flip flop turistleri icin

Daha sonra Jim Jim Falls’a 8 km uzakliktaki Garmarrar kamp alanina geliyoruz. 1 saat kadar dinlendikten sonra tabii ki Obi yerinde duramiyor ve Jim Jim Falls’un girisindeki lookout a girmeye karar veriyoruz. Ve 4x4 ü kullanma zamani

Budjmi Lookout

Gün 13: Garnamarr (Kakadu NP) - Muirelle Park (Kakadu NP) (210 km)

20 Eylül 2013

Ertesi sabah ilk olarak Twins Falls’a gidiyoruz. Cünkü yürüyüs yolu gölgeli degil ve hava da cok sicak oldugu icin sabah serinliginde yapmanizda fayda var. Buraya ulasmak icin 4x4 e KESINLIKLE ihtiyaciniz var. Yaklasik 60 cm yüksekligindeki bir su birikintisini gecmeniz gerekiyor. 

Snorkel bazi durumlarda gerekli olabilir o yüzden arabanizi kiralarken snorkelli olmasina dikkat edin.

Park yerine ulastiktan sonra yaklasik 300 m yürüyüp bota binmeniz gerekiyor cünkü Twins Falls’a yürüyerek ulasamiyorsunuz.

5 dk lik bilgilendirici bir bot yolculugu ile selalelere yürümek icin karaya iniyorsunuz.

Botun gectigi kanal

Selaleler sezon sebebi ile yine akmiyor ama yine de cok güzel. Burasi Aboriginallar icin kutsal bir yer. Kendileri burada avlanmiyor, suya girmek de yasak. 

Twin Falls’tan dönüste

Daha sonra Jim Jim falls’a gidiyoruz. Burada suya girebilirsiniz. Jim Jim falls’a ulasmak icin saglam bir yürüyüs gerekiyor. Yürüme yolu kismen gölgeli, ama özellikle son bir kac km sirf kaya. Biz yürürken kayalar daha sabah günesinde isinmamis. Buraya sakin ögleden sonra gelmeyin. Nasi bir sicak olur bu kayalar düsünemiyorum bile.

Jim Jim falls zannettigimiz gorge. Hem heyecanlaniyor hem hayalkirikligina ugruyoruz. Heyecanlaniyoruz cünkü yürüyüs gercekten zordu, bitirdik diye seviniyoruz. Hayal kirikligina ugruyoruz, cünkü bu kadar yürüyüsü bu bulanik su icin mi yaptik diyoruz. 

Sonra ilerden birilerinin sesini duyuyoruz. Haaaa daha yürümemiz lazimmis :)

Iste asil gorge’a geliyoruz

Heh simdi oldu :)

Aksam üzeri Murielle Parka geliyoruz. Burada kamp yapiyoruz. 

Kamp alaninda isik yakmamiza gerek yok :) Tabak gibi ay bu gece

Gün 14: Muirelle Park (Kakadu NP) - Ubir (Kakadu NP) (120 km)

21 Eylül 2013

Ertesi sabah ilk is Nawulandja lookout ina cikiyoruz. Burada park görevlisi ile buluyoruz. kakadu Milli Parkinda, park görevlileri belli saatlerde belli noktalarda ücretsiz yarim saatlik bilgilendirici sohbetler yapiyorlar. Parka girdiginizde What is On brosürlerinden alirsaniz, parktaki tüm sohbet saatlerine ulasabilirsiniz. Bu sohbetler gayet bilgilendirici, tavsiye ederim. Aboriginallari tanimaniz icin, en ucuz, en kolay ve belki de en güvenilir yöntem. Cünkü bu insanlar Aboriginallar ile beraber yasiyorlar.

Park görevlisi bize Jeffrey’den söz ediyor. Jeffrey bu topraklarin sahibi. Peki kim bu Jeffrey?

Bilindigi gibi, beyaz adam bu topraklara gelene kadar Aboriginallar bu bölgelerde yasiyormus. Beyaz adam gelmis ve topraklari Aboriginallar’dan almis. daha sonra Kakadu bölgesi milli park yapilmis. Uzun yillar süren görüsmelerden sonra, devlet bu topraklari asil sahiplerine geri vermis. Toprak sahipleri ise milli parki devlete kiralamislar.

Simdi Jeffrey bu topraklara atalarinin baktigi gibi bakiyor. Kendi klanindan kalan tek kisi. Cocugu yok. Bu büyük bir sorun teskil ediyor, cünkü Aboriginallarin cok karmasik bir sosyal yapilari var. Ole istedikleri ile istedikleri gibi evlenemiyorlar. Bu topraklarin Jeffrey’nin cocuguna kalmasi lazim ama Jeffrey hala bekar.

Jeffrey bu topraklar icin cok calisiyor. Timsahlarin yer degistirilmesi gerektiginde Jeffrey en önde (Timsahlar sezon basinda toplanip baska yerlere birakiliyorlar ki turistleri yemesinler), topraklarin yakilmasi gerektiginde de Jeffrey yine en önde (otlarin yakilmasi bir cesit Aboriginal tarimi, Aboriginallar bizdeki gibi tarim yapmamislar. Göcebelermis zaten, bir gölgede belli bir sure yasadiktan sonra, bu sure genelde sezonlarla alakali, yer degistirmisler ve eski kaldiklari yerdeki otlari yakmislar ki yeni ot ciksin, bu yöntem hala milli parkta toprak bakiminda kullaniliyor. Ozellikle yagmur sezonunun sonunda baslatiliyor bu yanginlari. Bu arada Aboriginallarin 6 tane sezonu var.) Neyse nerde kalmistik ha Jeffrey hep en önde.

Peki, Jeffrey’i burada özellikle neden paylasiyorum? Iste Jeffrey’nin hikayesi.

Bu topraklar maden zengini. Maden sirketleri bunlari cikarabilmek icin devletten degil, toprak sahibinden izin almak zorunda. Bu durumda, Jeffrey’nin arayani cok oluyor. Jeffrey hayir demekten yoruluyor ama maden sirketleri hayirdan anlamiyor, sürekli Jeffrey’e geliyorlar. Jeffrey bunaliyor ve baskent Canbera’ya gidip meclisten yardim istiyor. Canbera pek yardim edemiyor. 2007 yilinda Jerrfey UN’e basvuruyor. Unicef’in organize ettigi bir uluslararasi tolantiya konusmaci olarak katiliyor. Once kendi ana dilinde, sonra Ingilizce, konusmasini yapiyor ve yardim istiyor. Bu topraklarin kendisine atalarindan kaldigini ve maden sirketlerine asla izin vermeyecegini anlatiyor. Daha sonrasinda UN in baskilari ile bu bölge maden haritasindan cikartiliyor yani Jeffrey savasini kazanmis oluyor. Peki Jeffrey’e ne vaad edilmis de Jeffrey kabul etmemis dersiniz? Yilda tam 5 milyon dolar. Jeffrey Kuzey Avustralya’nin en zengin insani olabilirmis ama o bu topraklarda yasamayi secmis. Respect Jeffrey!!!

Nourlangie

Bu bölge acik hava sergisi gibi. Aboriginallar egitimlerini bu duvarlardan almislar. Hayat kosullarinin cok zorlu oldugu bir bölgede, bir cocugun kendi basina yasamaya baslayabilmesi icin yaklasik 20 yillik bir egitim gerekiyor. Bu egitimini ise iste bu duvar resimlerinden aliyor. balik nasil avlanir, nasil ayiklanir. Insanlar nasil yaratildi, atalari kimler. Hersey duvarlarda.

Asagidaki bu resim, Aboriginallarin yaratilis hikayesi.

Asagidaki resimde bumerang var. Bu demek oluyor ki, bu resim Avustralya daha ana karaya bagliyken yapilmis. Yani daha buralarda agac yokmus. Avustralya ana karadan ayrilip, mevsimler degisip agaclar cikmaya baslayinca bumerang islevini kaybetmis. 

Park görevlisi bu resimlerin nasil yapildigini anlatirken

Anbangbang Billabong

Ubirr. Aboriginallarin dünyanin en eski insan irki oldugu tezinden yola cikarak Ubirr icin dünyanin en eski acik hava resim sergisi diyebiliriz.

Asagidaki resimde gökkusagi tanrisi ve gazabi anlatiliyor. Bu gökkusagi aslinda bir resim degil. Aboriginallara bir uyari. Hikaye söyle; Gökkusagi tanrisi yorucu bir gün gecirmis ve gece istirahat etmek istemis. Bu sirada, yakinlardaki bir kampta bir bebek seker zambagi yemek icin agliyormus. Kimse bebekle ilgilenmemis, bebek aglamaya devam etmis. Sonunda biri dayanamamis ve bebe zambak vermis ama tatli seker zambagi yerine eksi zambak vermis. Bebek bu sefer daha cok aglamaya baslamis. Gökkusagi tanrisi sabah bebek aglamasi yüzünden cok sinirli uyanmis. Kamptaki bebegi ve ailesini öldürmüs. Bu olaydan sadece 2 oglan cocugu kurtulabilmis.

Bu hikayenin ana fikri ise su; ailene bakmalisin.

Iste bu hikaye yüzünden Aboriginal ailelerinde aglayan bir bebek mutlaka cabucak susturulurmus.

Bu sohbet sirasinda, Aboriginallarin aile ve sosyal yapilarinin ne kadar karmasik oldugunu da ögreniyoruz.

Aboriginallarda deri rengi ve isim soylari var.Evlenmek icin kendilerine uygun deri rengi tasiyan kisiyi bulmak zorundalar. Bebek annenin deri rengini aliyor, babanin isim soyunda kaliyor. Bu evlilikler cok sistematik bir sekilde ayarlaniyor. Park görevlisi bu sistemi bize 6 deri ve 6 isim soyu olan bir tabloda anlatmaya calisti. Gercekten cok karmasik. Bazi bölgelerde ise deri renklerinin ve isim soylarinin 32’ye kadar ciktigi oluyormus. varin siz düsünün artik esinizi nasi bulacaginizi. Bu yöntemle aslinda akraba evliliklerinin önüne gecmeye calismislar. Aboriginallar hala bu kurallar bütününün icinde yasiyorlar. Dünyanin en eski dininden bahsediyoruz belki ve bu insanlar hala bu kurallar disina cikmiyor. Cok enteresan kurallari var. Ornegin kayinvalide ile konusmak yasak. Ayrica erkek ve kiz kardesler kadin ve erkek olduktan sonra da birbirleri ile konusmayi kesiyorlar. O yüzden bazen iki erkegin birbiri ile bagirarak konustugunu görebiliyorsunuz bu aslinda biraz ötede outran kiz kardese gönderilen bir mesaj olabiliyor. Bir mantik aramiyorlar, kural böyle diyorlar ve uyuyorlar.

Kayanin tavanindaki resmin ruhlar tarafindan yapildigina inaniliyor. (Merdiven yoklugunda bir insanin oraya cikip bunu yaptigini düsünmek hakikaten zor) Ruhlar hava kararinca bu resme bakim yapmak icin hergün buraya geliyorlar. O yüzden parkin bu bölgesi aksam hava kararinca kapatiliyor. 

Gün batimini seyretmek icin, lookout’a cikiyoruz. 

Bu bölgenn de ayri bir hikayesi var. Ingiliz adam buraya geldiginde Hollandalilarin gelislerini engellemek icin bu yakinlardaki bir yere yerlesiyor. Bir ciftlik kuruluyor ve Ingiltereden hersey getiriliyor. Tavuk, domuz, buffalo vs. Ancak buranin iklimi Ingiliz adami bi sure sonra deli ediyor ve Ingiliz adam cantasini topladigi gibi buradan ayriliyor. Hayvanlar basibos kaliyor. 30 buffalo hicbir tehlike olmadigi icin ürüyor da ürüyor. 60 buffalo, 120 buffalo. Gün geliyor bu bölge komple buffalo oluyor. Buffalo basibos gezen bir hayvanmis, öle issiz gücsüz yürürmüs. Yürürken de buradaki bitki örtüsüne zarar veriyor ve kanallar aciyor. Bu arada dünyanin öbür ucunda Canakkale ve Dünya Savaslarindan kurtulmus iki tip savaslar sonrasinda napalim diye düsünüyor. Ya Avustralya da gidecekler ya da Güney Amerikaya gidecekler yazi tura atiyorlar ve Avustralya cikiyor, eee napcaklar Avustralya da buffalo avlamaya karar veriyorlar. Yerlilerin de yardimiyla 1920 den 1940 a kadar buffalo ticareti yapiliyor, eti derisi falan filan. Yerlilere buffalo eti veriliyor, derisi yurt disina gönderiliyor. Tabii ki bütün agir isi Aboriginallar yapiyor. Ama beyaz adamla yerlilerin buradaki iliskilerinin iyi oldugu söyleniyor. 1940 ta kalay kesfedilince buffalo ticareti para etmez oluyor ve bitiyor. Parkta hala buffalo görmek mümkün. Hemen rangerlara haber verilmesi gerekiyor ve görevliler genelde bu hayvanlari öldürüyorlar, cünkü daha cok hasarat statüsündeler.

Park görevlisi ayrica bu bölgenin yagmur sezonunda komple su ile kaplandigini, buralara botla geldiklerini anlatti. O sicakta bunu gözümde canlandirmakta bayagi bir zorlandim.

Bu gece Ubirr yakinlarindaki Merl kamp alaninda kamp yapiyoruz. 

Gün 15: Ubirr (Kakadu NP) - Darwin (339 km)

22 Eylül 2013

Ertesi sabah milli parktan ayrilmadan önce wetland’i ziyaret ediyoruz. Burasi Aboriginallarin kuru sezonu gecirdikleri yer. Cünkü kuru sezonda su ve yiyecek bulmak zor. Kuslar burya dolusuyor, Aboriginal adam oturdugu yerden havaya bir mizrak atiyor hop kus avlandi bile. 

Bölgeyi sadece bir platformadan gözlemleyebiliyorsunuz. Platforma adim attigimiz anda bir yilan ile karsilasiyoruz. Avustralya’da attigin her adima dikkat etmen lazim :) Flip flop yeri degil buralar

Sonrasinda Obi yilani fotograf makinesi ile o kadar cok rahatsiz ediyor ki, zavalli hayvan careyi kacmakta buluyor :P

Kakadu kazlari

Yajiiiik yok sicak

Artik Kakadu’dan ayriliyoruz. Avustralya’ya gelirseniz Kakadu Milli Parki’ni ziyaret etmeden dönmeyin derim.

Darwin’e dogru yola cikiyoruz. Yolda ziplayan timsahlar diye bir yer var. Botla nehire aciliyorsunuz ve timsahlar besleniyor eti kapmak icin de zipliyorlar. Ama ben turistlere eglence olsun diye hayvanlarin hapsedilmesi ve maymuna döndürülmesine karsi oldugum icin biz bu aktiviteye katilmiyoruz. Ogleden sonra Darwine variyoruz, kampa yerlesiyoruz. Darwin inanailmaz sicak. Gece uyumak mümkün olmuyor, nereye dönseniz oraniz terliyor. Cok feci cok.

13 11 / 2013

Gün 6: Home Valley - El Questro (98km)

Yaklasik 1 saat araba kullandiktan sonra El Questro Wilderness Park’a geliyoruz.

image

image

image

Gectigimiz yollar

image

Burasi özel bir park, o yüzden giris ücreti ödemeniz gerekiyor (bizim milli park pass’i burada gecmiyor) Buradaki turistik onktalara gitmk icin El Questro pass‘ i almaniz lazim, kamp resepsiyonu ve 2 ayri station bu pass’i satiyor. Biz parkta kamp yapicagimiz icin resepsiyondan bu pass’i aliyoruz ve seyahatimizin en pahali kampini burada yapiyoruz :) Kamp alaninda kücük bir nehir var orada yüzmeye gidiyoruz öglen sicaginda. Ögleden sonra 3 gibi arabayla iki ayri look out noktasina gidiyoruz. Bu yollar kesinlikle 4x4 gerektiriyor ve ciddi off road kosullari mevcut. Kum, su, kaya her türlü zorlu kosulda araba kullanmaniz gerekiyor. 

image

image

Ilk Lookout; Branko’s Lookout

image

image

image

image

2.Lookout’a gitmek icin yola cikiyoruz. 

image

Bu nehri gecmeniz gerekiyor

image

image

image

2.Lookout; Piegon Lookout. Burada günesin batisini izliyoruz

image

image

image

image

image

image

Gün 7: El Questro - Emma Gorge - El Questro (56km)

Ertesi sabah erkenden kalkiyoruz. Sabah 7:00’da yoldayiz bile. Yine El Questro parkindaki Zeebeede Spring’e gidiyoruz. Burasi springin kendini temizleyebilmesi icin sadece  sabah 7:00 – 12:00 acik. Burada su yilin her zamani 31 derece. Bati Avustralya’da sabah serinligi diye bir sey yok, cok bogucu olmayan sicakta 31 derecelik suya girmek cok da ferahlatici olmuyor ama sicaktan bayilmiyorsunuz da. Güzel bir yer, dogal kaplica, hatta kayalardan akan suyla sirtiniza masaj bile yapabiliyorusunuz. 

image

image

image

Daha sonra yine parkin icindeki Emma Gorge’a gidiyoruz. Araba park yerinden sonra yaklasik 1 saat kadar yürümeniz gerekiyor. Kayalarin üzerinde yürüdügünüz icin bu ziyaretleri sabah erkenden yapmanizda fayda var, öglen sicaginda kayalardan yansiyan güneste 40 derecede yürümek cok eglenceli olmuyor. 

image

image

image

image

Emma gorge 1 saatlik yürüyüse degiyor. Kayalardan akan su damlalari sanki yagmurda yüzüyormussunuz hissi veriyor. Gorge’a akan su sicak ama genel olarak gorge’un suyu ferahlatici. Yürüyüp , terledikten sonra bu suya atlamak nefis oluyor. Sirt üstü döndgünüzde o koca kayalarin arasinda, yüzünüze su damlalari carparken bu evrende ne kadar kücük oldugunuzu hissediyorsunuz! 

image

image

Saat 12 gibi kamp alanimiza dönüyoruz, ogle yemegimizi yedikten sonra kampin kücük deresinde tembel bir ögleden sonra geciriyouz Aksam tesiste barbekü ve canli müzik var, tanistigimiz Isvicreli bir ciftle güzel vakit geciriyouz. 

image

Parkin deresi :)

image

Kampin plaji :P

image

Gün 8: El Questro - Bungle Bungle (350km)

Ertesi sabah yine erken kalkiyoruz. Purnululu Milli Parkina gidicez diger bir adiyla Bungle Bungle. Artik Gibb River yolundan da cikiyoruz, yol artik asfalt ve Isvicre’de 80 km/s ile gitmeniz gereken bir yoldaki hiz limiti 110 :)

 Burasi Avustralya, hatta Bati Avustralya. Biz özellikle ben 100’ü gecmiyorum, yol kesinlikle 110 icin cok dar ve bölünmüs yol bile degil. Neyse yaklasik 4,5 saatte Bungle Bungle a geliyoruz. Parka giden yol asfalt degil ve Visitor Center sadece 52 km uzaklikta ama yol o kadar kötü ki yaklasik 1.5 saatte anca variyoruz Visitor Center’a.

image

Ogle yemegimizi yiyoruz, parka kaydimizi yaptiriyoruz ve hemen parkin kuzeyinde bulunan Echidna Chasm’a gidiyoruz. 

image

Burasi erezyon ile yarilmis bir kaya, ama ne kaya. 360 milyon yilda olusmus ve katmanlari gözle görmek mümkün. Burada öglen yürüyebilirsiniz cünkü yariga sicak girmiyor, sanki biri klimayi calistirmis gibi :) 

Merak eden asagidaki aciklamayi okusun :)

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

Daha sonra Osmand Lookout’a gidiyoruz. Günesin batisini kirmizi kayalara karsi Kungkalanayi Lookout’ta yapiyoruz ve biralarimizi iciyoruz. Dünya cok güzel :)

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

Gün 9: Bungle Bungle - Lake Argyle (420km)

Ertesi sabah saat 5:30’da kalkiyoruz. Sabah erkenden sicak bastirmadan parkin güneyini gezicez. Ilk duragimiz Piccaninny Creek Lookout! Bu lookout’a gitmek icin bir nehiri gecmeniz gerekiyor. Bu nehir Picanniny trail aslinda. Kuru sezonda nehir yok :)

image

image

image

image


Picanninny Creek trailini bir ya da iki gece kamp yaparak tamamlayabilirsiniz biz bu yürüyüsü yapmiyoruz. 

image

image

Gecmeniz gereken nehir :)

image

image

image

image

Picanniny Lookoutimage

image

image

Yamuk kafalim benim :)

image

image

image

image

image

image

Daha sonra Cathedral Gorge’a gidiyoruz ne yazik ki bu gorge’ta yüzülmüyor. Burasi da size evrende ne kadar kücük oldugunuzu hissettiriyor.

image

image

image

image

image

image

image

image

Sakin vazgecme !

image

Gorge’un hemen yanindaki The Domes traili de yürüyüp saat 10:30 gibi parktan ayrilmaya karar veriyoruz.

image

image

image

image

Filleri görüyor musunuz?

image

Ana yola cikmamiz 11:30’u buluyor, umarim bir gün su yolu biraz düzeltirler.

Ogleden sonra yaklasik 4 saatte Kununurra’ya geliyoruz. Burasi büyük bir sehir, hemen alisveriy yapiyoruz, az pahali bezinle2 depomuzu da dolduruyoruz cünkü off road’ta benzin acaip pahali. 1 saat daha araba kullanip Argyle gölüne geliyoruz. Bu göl bir hidro elektrik santraliin kücük bir dam’i ile olusmus devasa bir göl. Yaklasik 30000 tatli su timsahi burada yasiyor. Genelde buraya 1 gece dinlenmek icin geliniyor ama gölde botla gezi yapabilir, bir iki gün hicbirsey yapmadan kampin nefis havuzunda vakit gecirebilirsiniz. Biz sadece 1 gece geciriyoruz.

11 11 / 2013

Gün 4:  Windjana Gorge NP - Imintji Store (195km)

Ertesi sabah Tunnel Creek’e gidiyoruz. Burasi bir tünel/magara ve bazi yerlerinde suyun icerisinden ilerlemeniz gerekiyor. Icinde yagmur mevsiminde tatli su timsahlari, yarasalar ve baska bir takim canlilar yasiyor. Giderken fenerinizi ve suda yürümek icin uygun bir ayakkabi almaniz gerekli. Bu tünel Aboriginal özgürlük savascisi Janamananin 3 yil boyunca saklandigi yer. Kendisi halkini köle olarak kullanan bir polisi öldürdükten sonra polisin silahi ile 3 beyaz polis daha öldürmüs. Destekcileri ile bu tunneled 3 yil saklanmis. Daha sonra tünel girisinde vurularak öldürülmüs. Biz biraz ilerliyoruz, tüneli tamamiyle bitirmiyoruz. Yarasalar isik gördükce ciglik atiyorlarve ben biraz tirsiyorum cünkü tönelin ici zifiri karanlik ve sadece fenerinizin aydinlattigi kadar olan yeri görüyorsunuz.

Tünelin girisi

image

Giriste gördügümüz arkadas

image

image

Saklanmak icin cok ideal degil mi?

image

Biz buradan sonrasina ilerlemedik. Zira su yükseliyor ve heryerde yarasalar var.

image

Tünel sonrasinda Bill Gorge’a dogru ilerliyoruz, ne yazik ki bu yolda yangin var ve gorge da yangin sebebi ile kapali. Sanssizlik cünkü burasinin en güzel gorgelardan biri oldugu söyleniyordu. 

image

image

image

Neyse, alisveris yapmak icin Imintji Store’da duruyoruz, arabamiza gaz da almamiz lazim. Ben alisveris yaparken Obi bana gelip lastigimizin patladigini söylüyor.

Hmmm peki ogle sicaginda Obi lastik degistiriyor, fenalik ise bana geliyor. Cöl gercekten sicak. Bakkalin hemen yaninda lastik tamircisi var ama kapali, bakkal kendisinin yarin sabah gelecegini söylüyor. Obi yedek lastik olmadan yola cikmak istemiyor ve 1 km uzaktaki bir bus camping alanine giriyoruz, ikimizin de gölgeye ihtiyaci var. Hemen arabadan gölgeligi cikartiyoruz ve gölgeligi tutacak sopalari bulamiyoruz :( Serme catma bir gölge yapiyoruz kendimize ama havadar olmadigi icin gölgelikten cok sauna islevi görüyor.  Bir agac gölgesinde kitap okuyarak günümüzü tamamliyoruz. Bizimle beraber tamirciyi bekleyenler var. Biz yine sansliyiz, yasli bir teyze 3 gündür oradaymis :(

Gün 5: Imintji Store - Home Valley (355km)

12 Eylül sabahi erkenden lastik tamircisine gidiyoruz. 3 gündür bekleyen teyze sabahin köründe gelip siraya girmis bile. Hemen akabinde hasere kontrolü isi yapanlar var ki onlarin 2 astigi de patlmais, 3. Sirada biz variz. Ttamirciyi beklemeye basliyoruz ve yaklasik yarim saat sonra bir haber geliyor kendisi hala oldugu yerdeymis ne zaman gelecegi belli degilmis. Biz uuuuf derken 3 gündür bekleyen yasli teyze üzüntüden üüüf bile diyemiyor. Hasere kontrolcüsü abi ben diyor senin isi yaparim zira teyzenin arabasinin hidrolik bilmemnesi bozulmus, yenilerini hemen degistiriyor abi. O sirada lastik tamircisi geliyor, sevincliyiz hasere kontrolcüsü abi sirasini bize veriyor zaten tamirciyi de taniyor iki laflayacaklar 15 dakikada lastigimiz degisiyor ve yine yoldayiz. (Gibb River yoluna cikacaklara not; araba kiralama servisinden 2 yedek lastik isteyin bizim gibi yollarda kalmayin, ha nerenize koyarsiniz o ikinci lastigi orasina karismam :) ) 

Ilk duragimiz Adcock Gorge. Yolun 5 km disinda. Buraya ulasmak icin kesinlikle 4x4’e ihtiyaciniz var, yol kötü, büyükce bir su birikintisi gecmeniz gerekiyor. Gorge cok güzel burada yüzebilirsiniz, biz hazirliksiziz o yüzden yüzemiyoruz.

Etrafta bir sürü boab agaclari var

Daha sonra hemen Gibb River yolunun yaninda olan Galvan Gorge’a gidiyoruz. Arabayi park ettikten sonra yaklasik 1 km kadar yürümeniz gerekiyor. Obi bu sefer suya atliyor ben hala nazlaniyorum 

Sirada Manning Gorge var, ama Galvan Gorge’ta tanistigimiz biri Manning Gorge’a yaklasik 2 saat yürümemiz gerektigini ve giris ücreti oldugunu söylüyor. Cok sicak oldugu icin burayi gecmeyi planliyoruz ama daha sonra duydugumuza göre yürüme mesafesi cok daha kisa ve en güzel ve en büyük gorgelardan biri imis Manning Gorge. Biraz pisman oluyoruz gitmedigimize ama neyse artik :)

Manning Gorge’tan sonra aslinda yolda görülecek fazla birsey yok. Homevalley Station’a yaklastiginizda bir kac fotograf cekilecek nokta var. 

Homevalley Station’a kadar yol gercekten kötü ve uzun. Bu kisim Gibb River’in en kötü bölümlerinden biri. Geceyi Homevalley Station’da geciriyoruz. Burasi denize yakin bir bölge oldugu icin nehirde suya girmek kesinlikle yasak cünkü tuzlu su timsahlari burada yasiyor ve kendileri tatli su timsahlari gibi zararsiz degil J Suya yaklasmak bile yassah hemserim. Sabah timsahlari görmek icin arabayla nehire iniyoruz. Timsah göremiyoruz, ortalikta yoklar, bir ara ben suya girip dikkat ceksem mi diye düsünüyorum :) Tabii ki yapmiyorum.

09 10 / 2013

6 - 7 Eylül 2013

Broome, Avustralya

6 Eylül ögleden sonra arabamizi Bribane sehir merkezinde park edicek bir yer bulamadigimiz icin direk Britz’e birakiyoruz ve taksiyle havaalanina gidiyoruz. Ucagimiz aksam saat 8’de. Yaklasik 6 saat bekledikten sonra Perth’e gitmek üzere ucagimiza biniyoruz. Sakin bir yolculuk oluyor, Qantas’ta ikramlar da fena degilmis 

Avustralya planimizi anca 2 ay önce yapabildigimiz icin ucagimizin Perth – Broome baglantisi yok. Havaalaninda 6 saat kadar beklememiz gerekiyor. Havaalani bu arada kapaniyor ve biz ve diger bekleyen yolcular yerlerde uyuyor ya da uyumaya calisiyor. 

Obi uyudu valle

image

Sabah checkin’imizi yaptigimiz sirada bir gökgürültüsü duyuyoruz. Hmm eglenceli bir yolculuk olacak gibi. Checkinimizi yapip kapimizi bulup biraz da orada uyuyalim derken inanilmaz bir yagmur basliyor disarida. Durmaksizin ve tabii ki ucaklarin gecikmeleri basliyor. Ucagimiz 30 dk rotar yaptiktan sonra bizi ucaga aliyorlar. Neyse cok beklemedik sevincliyiz. Ucak havalaniyor biraz salladiktan sonra kahvalti servisi yapiliyor ooo günes de cikti hersey cok güzel derkeeen yaklasik 40 dk uctuktan sonra pilot kokpitte bir seyin bozuldugunu ve Perth’e geri dönmemiz gerektigini söylüyor.  U dönüsü Pert’e bir  40 dk daha ucus :) Ne bozulduysa tamir ediliyor ve tekrar ucuyoruz. Bu sefer Broome‘a  varmayi basariyoruz :) Pick up servisimiz vardi, beklememis tabii ki bir taksi bulup hostelimize variyoruz.

Artik cöldeyiz, kirmizi Avustralya’da. Kirmizi kayalarin diger yani okyanus. Hostelde odamiza girince baska bir sok yasiyorum. 6 kisilik dorm odada cantami koyacak yer yok. Odada kalan diger 4 kisi odayi bir ahir gibi kullaniyor. Yerlerde ic camasirlari, kirli tabaklar, terlikler. Obi icin tabii ki bir sorun yok, o yatagini yapmaya basliyor bile ben resepsiyona geri dönüyorum ve oda degisikligi talep ediyorum. Biraz nazlaniyorlar ama bize bos 5 kisilik bir dorm veriyorlar 

Ogleden sonra oluyor hala dogru düzgün bir sey yemedigimiz icin aciktik sahile iniyoruz. Bir restauranta oturuyoruz, okyanus yaninda. Tüm yorgunlugumuza degiyor. Burasi cok güzel.

image

image

image

Avustralya’da da gel-git Endonezya’daki gibi. Sahil o kadar genis ki, suya girmek icin yaklasik 5 dk yürümeniz lazim. 

image

Burayi böleeeeee yürümeniz lazim iste. Deniz ay pardon okyanus bayagi bi gitmis

image

image

Spongebob’in Gerryleri :) yol yapiyorlar

image

Gün batimini seyrediyoruz. 

image

image

image

image

image

image

Gün 1: Broome - Cape Leveque (330km)

8 Eylül‘de Britz’e gidip arabamizi ay pardon cipimizi aliyoruz. Cok havali bir kiz :) Herseyi manuel, farlari kapatmayi unutmamak gerekiyor cünkü acik diye sinyal vermiyor . 

image

Alisverisimizi yaptiktan sonra Capa Leveque’ye dogru yola cikiyoruz. Düzergahimizda gel-git ile acilan denizde dinazor ayagi izi görebilecegimiz yere ugruyoruz ama öglen daha sular cekilmemis göremiyoruz. Olsun burasi yine de görülmeye deger

image

image

image

image

image

Asagidaki fotografta deniz suyu ile dolmus kücük havuzu görebiliyor musunuz? Onünde yürüyen bir kadin var :)

image

image

image

Yolda GPS’imizin bozuk oldugunu fark ediyoruz, neyse sansliyiz ertesi gün Brooma’a zaten dönmek zorundayiz degistirebiliriz. Cape Leveque’da durulup bakilacak her yere gire cika baka baka yol aliyoruz. Yine sahane bir gelgit olayina taniklik ediyoruz. Haritaya bakarsaniz Cape Leveque bir körfez, bu körfez her sabah dolup her aksam bosaliyor ve deniz ogle hizli hareket ediyor ki sanki akan bir nehiri andiriyor.

Akintiyi görebiliyor musunuz?

image

Cape Leveque’taki aboriginal grubunun yasadigi alan. Yabancilar giremez :S

image

Cape Leveque Plaji

image

image

image

image

Bu arada saati 5 etmisiz, bir saat icinde hava kararacak ve Pazar günü olmasi sebebi ile kamp yerlerinin ofisleri hep kapali. Bir kamp yeri buluyoruz ama telefonla sahibine ulasmamiz lazim, ben arayalim diyorum Obi dur biraz daha gidelim ileride dere olmasi lazim diyor, sanirim dogada kamp yapmak istiyor. Saat oluyor 5:20 ve biz kumlu yollara giriyoruz. Araba zorlaniyor ilerlemekte, Obi cok havali bi sekilde arazi vitesini takiyor biraz daha ilerliyoruz ve kaliyoruz. Araba kuma saplaniyor :) Ileri gidelim, geri gidelim saga dönelim yok düz gidelim derken daha da cok saplaniyoruz. Ufak capli bir tartismanin sonunda ben Obi’yi araba ile birakip kamp alanina geri yürümeye basliyorum belki bir yardim bulurum diye. Yaklasik 20 dk yürüdükten sonra kampa geliyorum iceri giriyorum ama alanda köpeklerin disinda kimse yok ve maalesef köpeklerin dikkatini cekiyorum. Geriye depar atiyorum ve anliyorum ki korkunca gayet hizli kosuyorum :)

Kampin disina ciktiktan sonra nefesimin yerine gelmesini beklerken bir yandan da düsünüyorum, kimi arayabilirim diye zira kampin girisindeki verilmis telefon numarasi sürekli sesli mesaja düsüyor. O sirada kahraman kocam arabamizi kumdan kurtarmis geliyor :) Küsüz ama pek konusmuyoruz. Artik hava kararmis nereye gidecegimizi bilmisoruz, yol kenarinda mi kamp yapsak falan derken ben brosürde gördügüm bir resorta gitmeyi öneriyorum zira brosürdeki turda cadirda kalinacagi yaziyor. Resorta vardigimizda aslinda oranin bir kamp alani oldugunu sadece adinin resort oldugunu anliyoruz. Mutlu mesut kampa yerlesiyoruz :) Ha coktan baristik bu arada

Gün 2: Cape Leveque - Broome (290km)

Ertesi gün kahvalti ettikten sonra inci ciftligine gidiyoruz. Bu bölgede inci üretiliyor. Bati Avustralya Aboriginallarin yasadigi bölge imis. Beyaz insan buraya geldiginde genc erkekleri ailelerinden ayirmis, onlari zincire vurmus ve inci ciftliklerinde calistirmis, onlari Ingilizce konusmaya zorlamis, itiraz edeni öldürmüs. Bu insanlar beyaz adamlar gelmeden önce tekerlek bile kullanmiyorlarmis. Beyaz adam ise hayatlarini mahvetmis. Hala kendi bölgelerinde yasiyorlar, beyaz adamla pek muhatap olmuyorlar, pek arkadas canlisi da degiller, konusmuyorlar yüzünüze bakmiyorlar. Cocuklarini kendi okullarina gönderiyorlar ve kendi kominitilerinden pek cikmiyorlar. Avustralyalilardan ögrendigimiz kadari ile, beyaz adam aborginal cocuklarini ailelerinden ayirip onlari „beyazlastirma“ projeleri yapmis. Ozellikle suanda 60 li yaslarinda olan aboriginallari alkolik ya da aklini yitirmis olarak sokaklarda yasiyor görüyorsunuz cünkü bu insanlar bu projeye dahil edilen insanlar. Cogu ailelerinden uzaklastirilip kötü muamele gördükleri icinbeyinlerinin bir bölümü gelismemis ve büyük travmalar gecirmisler. Simdi bu travmatik insanlar sokaklarda yasiyor. Yakin bir gecmise kadar bu insanlar Avustralya’nin fauna dahilinda sayiliyorlarmis yani insan statüsünde bile degillermis. Ancak, 6 yil önce Avustralya Basbakani kanunlarda degilisiklik yapmis ve Aboriginallardan yapilanlardan dolayi özür dilemis. Kimi Avustralyalilar bunun gereksiz bir sey oldugunu, zamanin Avustralyalisinin bu insanlara hicbirsey yapmadigini ve neden özür dilendigini anlayamadigini söylerken bir kisim Avustralyali ile tarihte yapilan yanlislarla yüzlesilmesi gerektigini ve bireysel olarak bir sey yapmasan da en azindan tarihinden utanilabilecegini savunuyor. Dilenen özür ise, Aboriginallar icin cok büyük önem teskil etmis. Ama günlük hayatta hala beyaz adamin Aboriginallardan hoslanmadigi ya da Aboriginallarin beyaz adamla minimum diyalog kurmasina taniklik edebiliyorsunuz. 

Inci ciftligindeki eski penzin deposu

image

Ici inci ile dekore edilmis, hayatimda gördügüm en güzel kiliselerden biri

image

image

image

Ogleden sonra Broome’a geri dönüyoruz ve Britz’e ugrayip GPS’mizi degistiriyoruz sonra bir önceki günün hatasini yapmiyoruz ve hava kararmadan bir kamp yeri buluyoruz. Aksam üzeri ben dinazor ayagini görmeyi tekrar denemek istiyorum ama sular yine tam olarak cekilmemis, bu sefer de dinazor ayagini göremiyoruz ama kayalarin üzerinden enfes bir günes batimi izliyoruz. Aksam kamp alaninda arabamizin mutfagini ilk defa kullaniyoruz ve LPG tüpe baglanan aparatlardan birinin olmadigini fark ediyoruz. Yine sansliyiz ki bunu Broome’da farkettik (ah bir önceki gün kampin ocagini kullandigimiz icin bunu daha yeni kesfettik) Ertesi gün yine Britz’e gidicez L Neyseki olanaklari olan bir kamptayiz ve ocagimiz var. 

Gün 3: Broome - Windjana Gorge NP (360km)

Ertesi sabah Britz’e gidip ocagimizi tamir ettikten sonra Windjana Gorge’a dogru yola cikiyoruz. Ulusal parka varmadan önce Prison Boab Tree’yi ziyaret ediyoruz. Bu agaclarin icleri bos oluyor ve ayni agaclarin büyükleri Madagaskar ve Afrika’da da var. Bu agaclarin yas cizgileri olmadigi icin kac yasinda olduklarini tahmin etmek cok zor oluyor. Ziyaret ettigimiz bu büyük agac ise, tutuklu Aboriginallarin ve polislerin inci ciftliklerine giderken mola verdikleri, dinlendikleri ya da tutuklularin diger konvoyu bekledikleri bir nokta olmus. Icine giremiyorsunuz ama görüyorsunuz. Genisce, rahatca bir grup insan sigar. Eh o sicakta iyi bir siginak olmus bu sebeple adi hapishane agaci.

image

image

Oglen saat 2 gibi gorge’a variyoruz. Bu bölge yaklasi 36 milyon yil önce okyanusmus ve kayalarda balik fosilleri görmek mümkün. Gorge’u boydan boya gecip geri dönmek yaklasi 3-4 saat aliyor. Yagmur mevsiminde burada su yükseliyor ve burasi tehlikesiz tatli su timsahlarinin yasam alani. Bu hayvanlari rahatsiz etmediginiz sürece saldirmiyorlar hatta birlikte yüzebilirsiniz o derece :) Biz yüzmedik ama siz gorgeta yürürken yaninizdan timsah gecmesi enteresan bir duygu. 5 metreden fazla yaklasmamaniz ve su ile timsahlarin arasina girmemeniz tavsiye ediliyor. Kendilerini tehlikede hissettikleri anda saldiriyorlar ve isirdiktan sonra baslarini saga sola salladiklari icin kas yirtilmalari ve ciddi yaralanmalara sebep oluyorlar. O yüzden akilli olmaniz ve timsahlara bulasmamaniz gerekiyor.

image

image

Zaten kendilerini görünce insanin beraber yüzmekten hemen vazgecesi geliyor :)

image

image

image

image

image

Bu o kadar hareketsiz yatiyodu ki önce ölü zannettik. Sonra bizimle yürüyen yasli bi amca kücük bi dal firlatti timsahcik kipirdadi biz de kactik :)

image

image

image

Bu aksam Windjana milli parkinda kamp yapiyoruz. Tesis olarak dus ve tuvaletler var ve hersey temiz. Yeterli. 

08 10 / 2013

Gün 8:  Hervey Bay - Noosa (200km)

Balinalari gördükten sonra ögle yemegimizi yiyip hemen yola koyuluyoruz. Bugünkü araba kullanma süremiz kisa. Aksam üzeri Noosa’ya varmis oluyoruz.

Kamp yerinden günesin batisi

image

Burasi tatli suyla deniz suyunun karistigi bir yer

image

image

image

Pelikan ve gün batimi

image

image

Sabah cekimleri. Yine kamp alanindan

image

Noosa’dan ayrilmadan önce ciktigimiz tepe

image

image

image

image

Noosa yakinlarinlarindaki plaj

image

Noosa böle ailece gelinecek sessiz sedasiz bir kücük kasaba. Dinlenmelik yaz tatilleri icin ideal

image

image

Gün 9: Noosa - Mooloolaba (59km)

Noosa’da bir gece daha kalmaktansa, 59 km ilerideki Mooloolaba’ya gidiyoruz. Burasi da bir tatil kasabasi. 

Yatmalik, kitap okumalik, esnemelik bir gün geciriyoruz

image

image

Gün 10: Mooloolaba - Brisbane (283km)


Sabah acelesiz yola cikiyoruz. Ogleden sonra arabayi Brisbane’da teslim etmemiz gerekiyor. Brisbane cok seker bir sehir. Ne cok büyük ne cok kücük. Tam kivaminda. Hos sekildiz ve programsiz büyüdügünden sikayet ediyor Avustralyalilar ama bu Türk’e bi’sey ifade etmez de mi? Universitelerimizde Sehir Planlamaciligi bölümü olmasi bunun pratikte kullaniliyor oldugu anlamina gelmiyor. Hala birileri Belediyenin önündeki fiskiyeyi kiriyor kardesim :)

Arabayi teslim ettikten sonra taksi ile havaalanina gidiyoruz. Avustralya’nin batisinda yapacagimiz 4x4 Outback turu icin cooook heyecanliyiz. Brisbane’dan Perth aktarmali Broome’a ucuyoruz. 

08 10 / 2013

Gün 5: Airlie Beach (Günübirlik Whitsunday Island)

Bugün Whitesunday adasina günübirlik geziye gidiyoruz. Burasi cok ünlü. Oraya gitmeden Airlie Beach’ten gecilmez. Ogleden sonra ise dalis/snorkel yapmaya gidiyoruz.

Once Airlie Beach sehir merkezinden bir kac foto. Burasi kücük bir kasaba aslinda. 

image

Burada da sehir merkezinde güzel bir plaj olmadigi icin sahte sahil yapmislar.

image

Kamp yerimiz

image

Ertesi sabah erkenden katilacagimiz tur bizi kamp yerinden alip marinaya götürüyor.

Kaptan

image

image

image

Whitesunday Plaji’na gitmek icin bottan karaya iniyoruz.

image

image

Burdan sonra adanin icine dogru yürüyoruz. Burasi milli park sinirlari icerisinde. Yaklasik 15 dk bir yürüyüsten sonra Whitesunday Plajini yukaridan görebilecegimiz bir noktaya geliyoruz. Brosürlerdeki turkuaz sahiller gercekten varmis. Bu plaja giris sadece botla oldugundan ve burada kimse yasamadigindan bu kadar temiz kalmis bu plaj. Ayrica gel-git yüzünden plajin görüntüsü hergün degisik. 

image

image

image

image

image

image

image

Sahile giris

image

image

image

image

image

Bu teknede de sizi sabahtan aksama kadar besliyorlar. Whitesunday Plajinda yaklasik 2 saat gecirdikten sonra bota geri dönüp ögle yemegimizi yiyoruz. Sonrasinda dalis/snorkel yapmaya baska bir kiyiya gidiyoruz. Su inanilmaz soguk. Long-suit’in üzerine short-suit giyince anca oluyor :)

Gün 6:  Airlie Beach - Boyne Island (Gladstone) (637km)


Ertesi gün uzun bir gün oluyor. 637 km araba kullaniyoruz. Ama yine de foto cekmeyi ihmal etmiyoruz.

image

image

image

image

image

image

image

Gün 7:  Boyne Island - Hervey Bay (333km)


Hervey Bay’de balinalari görmeye gidiyoruz. Dünyanin en büyük kumdan adasi üzerinde yagmur ormani bulunan Frazer Adasina vakit darligi nedeniyle bu sefer gidemiyoruz. Avustralya’ya gelmek icin baska bir sebep daha. 

Aksam üzeri sahilde yaptigimiz yürüyüs. Denizde yunuslar zipliyor ama fotografini cekemiyoruz. Gözle görülen hersey fotografa yansiyabilse keske.

image

image

image

image

image

Sabah balinalari görmek icin tekneyle acilirken Frazer Adasinin önünden geciyoruz.

image

Balinalar zipliyorlar sürekli. Ben balinalarin bu kadar aktif hayvanlar oldugunu bilmiyordum. Bildigim kadariyla neden zipladiklari konusunda kesin bir bilgi yok. 

Her balinanin da kendine özgü kuyruk sekli varmis

image

image

image

Asagidaki 1 aylik bebek balina

image

Bu da annesi

image

image

image

Sansliysaniz balinalar teknenin arkasina gelip karinlarini aciyorlar. Hatta dokunabiliyorsunuz. Bize o kadar yanasmadilar

image

image

Bebis de karnini aciyor

image

Dönüs yolunda Frazer Adasi.

06 10 / 2013

28 Agustos - 6 Eylül 2013

Gün 1: Cairns - Cape Tribulation (160 km)

28 Agustos günü Cairns’ten arabamizi kiraliyoruz.

Kiralik arabalar ile ilgili not1: Avustralya’da 1 aydan fazla kalacaksaniz ve hep araba ile seyahat edecekseniz kiralik araba yerine 2.el bir araba satin alabilirsiniz. Kaziklanmamaya özen göstermeniz lazim. Biz hostelde Alman bi cocugun cilesine sahit olduk. Biz kiralik araba tercih ediyoruz cünkü Brisbane’dan batiya ucacagiz.

Not2: Dogu sahililerinde gezmek icin 4x4’e ihtiyaciniz yok.

Not3: Biz Britz diye bir sirketten kiraladik ama internette bir cok sirket hatta sahis sirketi ki büyük sirketlere göre daha ucuz oluyor bulabilirsiniz.

Arabamizi Cairns’ten öglene dogru aliyoruz. Ilk duragimiz Cape Tribulation olacak. Kuzeye cikiyoruz. Cape Tribulation, Avustralya’nin yagmur ormanlarinin oldugu bölge. Bir cok plaj gezebilirsiniz.

Port Douglas

image

Cape Tribulation Plaji

image

Bu plajlar yagmur ormanlarinin hemen dibinde oldugu icin görülesi. Plaj bitiyor, yagmur ormani basliyor

image

image

Myall Plaji

image

Noah Kamp Alani - Devlete ait bir kamp alani. Kisi basi 5 Dolar. Sadece tuvalet var, dus yok. Burada kalabilmeniz icin devletin web sitesinden kendinize hesap acmaniz ve ücreti internetten ödemeniz gerekiyor. Kamp yapacaginiz alani internetten seciyorsunuz. Kampta herhangi bir görevli yok. 

Kamplarla ilgili not: Avustralyalilarla konustugunuzda genelde bi yere park edin geceyi orada gecirin gibi tavsiyeler alabilirsiniz. Bu yasal degil ve polis bir sekil sizi yakalarsa ceza ödemek zorundasiniz. Yol kenarlarindaki bazi dinlenme alanlarinda ücretsiz 24 saat kamp yapma izni veriliyor ama cok karsilasacaginiz bir durum degil

Mutfagimiz arabamizin icinde. Ilk yemek; tatli patates kizartmasi ve sosis :) Cok Aussie

image

Gün 2: Cape Tribulation - Mossmann - Tableland - Mission Beach (355km)

Gündüz gözüyle arabamiz ve kamp alanimiz

image

Kamp alanimizin hemen arkasindaki Noah Sahili. Bu sahillerde yüzmek yasak. Salties yani tuzlu su timsahlari sizi yiyebilir ve cok fazla deniz anasi var.

image

Daintree Milli Parki

Bu parkta flip flop yagmur ormani yürüyüsü yapabilirsiniz. Biz saglam yagmur ormani yürüyüsünü Endonezya’da yaptigimiz icin flip flopunu yapmadik.

image

Thornton Plaji

image

image

image

Cape Tribulation’in enteresan kusu Cassowary cikabilir. Bize cikmadi, fotosunu cekemedik.

image

Cow Bay Plaji - Eskiden bu plajda inekler varmis.

image

image

Alexandra Lookout

image

image

image

Daintree Nehri karsiya gecis

image

image

Motora binen dinazor pek cok Avustralya’da :)

image

Mossman Gorge

image

image

image

image

image

Donuyorum cabuk ceeeeeeek

image

image

image

image

image

Curtain Fig Tree

Bu tek bir agac degil aslinda. Baska bir agac bu agacin üzerine devriliyor ve onun üzerinde büyüyor sonra böle perde gibi oluyor. 

image

image

Ben anlamadim bi daha anlat diyenler asagidaki aciklamayi okuyabilir :)

image

Aksamina Mission Plajina varmis oluyoruz. Orada özel bir karavan parkinda kaliyoruz.

Aksam üzeri Mission Plaji

image

Gün 3:  Mission Beach - Townsville (260km)

Kampimizdan

image

Gündüz gözüyle Mission Plaji

image

image

image

image

image

Gün 4:  Townsville - Airlie Beach (310km)

Townsville’de kaldigimiz kamp

Townsville’de sabah sporu icin nefis bir tepe. Bisikletle cikanlar, yürüyerek cikanlar, kosarak cikanlar bir de bizim gibi arabayla cikanlar

02 10 / 2013

24 - 28 Agustos 2013

Cairns, Avustralya

Bali Adasi’ndan 6 saatlik bir gece yolculugu ile Avustralya’nin Brisbane sehrine giris yapiyoruz. Daha sonra direk Cairns’e ucuyoruz. Brisbane’a arabamizla geri gelicez :)

Cairns’e aslinda dalis yapmaya ve Avustralya’nin dogu kiyisini gezmek icin araba kiralamaya geldik. Ertesi gün hemen Great Barrier Reef’e dalisa gidiyoruz.

Great Barrier Reef, 2600 km genislik ve 344,400 km2 alani ile dünyanin en büyük resifi. Ekolojik olarak bimbir cesit canli var, tam dalis yapmalik yani.

Reefe kadar biraz dalga olabiliyor. Bize bisey olmadi ama teknede gercekten sefil olanlar vardi. Mide bulantisi icin ilac alabilirsiniz deniz tutuyorsa.

Great Barrier Reef’e dalisa giderken, teknede.

Dalisa hazir heyecanli dalgic pozu

image

Teknemiz

image

Bütün gün beslediler bizi. Paket program satin aliyorsunuz zaten. Dalis ya da snorkel seceneginiz var. Ogle yemegi ve her türlü kahve, cay, pasta dahil Tüm gün besleniyorsunuz. Bizim katildigimiz tekne SilverSwift. Cok begendik verdikleri hizmeti, biraz pahali ama degiyor verdiginiz paraya.

image

image

Personel dalis malzemelerini hazirlarken

image

image

image

Ve suya atliyoruz. Ilk ziyaretcimiz Nigel. Nigel, Great Barrier Reef’in kedisi. Kendisini sevebiliyorsunuz. Tekneler yanasti mi hemen o da yanasiyor.

Asagidaki fotolar profesyonel fotografci tarafindan cekildi. O yüzden renkler sahane

image

Mutlulugum ve heyecanim gözlerimden okunuyor

image

Obi her zamanki gibi gayet cool

image

image

Hep Obi’nin fotolari daha güzel :( 

image

Sonrasinda dalisa basliyoruz. Bundan sonraki fotolari Obi cekiyor. Su altindaki ilk denemesi. Ilk dalis yaklasik 20 küsür metrede oldugu icin renkler cok belirgin degil Sondaki fotolarda artik yaklasik 5 metrede oldugumuzdan renkler daha belirgin. Buyrun Great Barrier Reef’teki dalisimiz. Diyorum ya, hemen gidin PADi kursuna yazilin diye. Valla cok sey kaciriyosunuz

image

image

image

Asagidaki fotoda bir boxfish var

image

Köpekbaligi - ininininiiii

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

Ikinci dalisa Nigel gene geldi ibis

image

image

Nigel cok tatlisin

image

image

image

image

image

Kaplumbagaya aval aval bakarken

image

Bu fotolara iyi bakin, kumun icinde bi’si var

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

image

Dalisi sonlandirirken de geldi sapsirik

image

image

image

image

image

image

image

Punkci dalgic. Obi’nin kafasina koydugu seyin adi deniz salataligi. Aslinda bir hayvan, bitki degil

image

image

image

image

Dalis sonrasi Cairns’e dönüs

image

Dalistan sonra mutluluktan napicagini sasirmis dalgic pozu

image

Cairns kücük bir sehir aslinda. Cok da turistik. Ogrenci tayfasina cok is var, haberiniz olsun. Bazen ben üniden mezun olunca hemen niye calismaya buralara gelmedim ne salakmisim diye düsünüyorum, sonra gelseydim Obi’mi bulamadim belki diyorum geciyo hemen keskelerim :)

image

Cairns’te dogal plaj olmadigi icin, belediye fiskiye yerine plaj yapmis. Kizli erkekli yayiliyolar. Yani bizim basgana da cok kizamiyorum niye fiskiye yapiyo diye. Sunun aynisini Angara’ya yapsa, birak böle mayoyla yayilmayi, kadin kismi olarak oraya admimizi atamayiz hanzolari yarip. Fiskiye neyimize yetmiyo de mi?

image

image

image

image

image

image

image

image

Artik arabamizi kiralayip dogu kiyisini turlama zamani :)

01 10 / 2013

20-23 Agustos 2013

Gili Trawangan, Gili Adalari, Endonezya

Bayagi dalgali bir denizde kayigin büyükcesi bir motorla heyecanli bir yarim saatten sonra Gili Trawangan adasina geliyoruz. Ben inerken neredeyse kaptani öpücem o derece tirstim denizden heheheh

Anlatacak fazla bir sey yok aslinda. Flip flop turizmimize devam. Burasi Gili Air’den daha büyük bir ada. Biz artik dalis yapmiyoruz, snorkel takiliyoruz. Adadaki ilk günes batisimiz.

Denizin icinde cali gibi görünen aslinda denizdeki reef. Sabah sularin yüksek oldugu sirada bu plajin cogu suyun altinda ve siz aslinda o reefin üzerinde snorkel yapabiliyorsunuz

Baska günün gün batimi

Gördügünüz gibi sadece yedik ictik yattik

Aksam üzeri Bali Adasina geri dönüyoruz ve Avustralya’ya ucmak icin havaalanina gidiyoruz. Artik seyahatimizin son ülkesi Avustralya’ya gidiyoruz.